HASAN KUTLUHAYAL

 

İnsan hayalleri ile yaşarmış. Bende sevdam olan Bozkır'ı hayal ediyorum.
Gözlerimin önünde ki perdeler canlanıyor birden. 50 yıl sonrasını hayal ediyor bir şafak vakti arabamla giriyorum Bozkır sınırlarına.

Daha şehire girmeden kokusu geliyor mis gibi açan bahar çiçeklerinin. Sonra kocaman ama bir o kadar şirin bir tabela karsılıyor beni
'' Suyu sert insanmı mert diyarı Bozkır'a Hoşgeldiniz'' diye.

Bozkır yokuşundan inerken yol kenarına dikilmiş ardıç ağaçları görüyorum boyu göklere varan. Yollar o kadar düzgün ki araba sürmek zevk veriyor insana..
Sol tarafta sanayimizi görüyorum.
Eskiden sanayi deyince sadece oto tamircileri olurdu. Şimdi öylesine gelişmiş ki sanayim tahın, pekmez tekstil aradığımız hersey var.

Eski tarihi köprümde iniyorum arabadan. Gürlecesine akan çarşamba çayının sesi rahatlatıyor kulaklarımı. Tertemiz saf ve güzel...

Adımlıyorum yavas yavas, her köşesini gezmek istiyorum Bozkır'ın ve sonra bir kez daha gururlanmak...

İlerden yaklaşan bir grup genç görüyor sohbetlerine katılmak istiyorum. Hemen durduruyor tanışmak istiyorum.

Yanıbaşımızda Garanti Bankası var ve o binanın altında ki küçük kafeteryada yudumluyoruz çaylarımızı. Tanışıyoruz gençlerle, hepsi Bozkırlı pırıl pırıl gençler.

Sorunca öğreniyorum ki Ziraat Fakültesi öğrencileri ve Bozkır'da olmaktan mutlular. Yıllar öncesi geliyor aklıma okumak için sıcak yuvasını bırakıp giden çocuklarımız geliyor...
Tatlı bir sohbetin ardından müsade isteyip kalkıyorum.

Atlıyorum vefakar arabama şehir merkezinde turlamaya başlıyorum. Renkli renkli giyinmiş sarışın insanlar görüyorum.
Önceleri anlayamasamda sonra jetonu düşüren turizm otobüsünü ve seyahat acentasını görüyorum.
Seyahat acentasının önünde yazan '' There are 3 times daily tours ZENGIBAR'' yazısı pek bir hoşuma gidiyor. Türkçesi daha iyi olurdu diyorum kendi kendime ama o zamanda
bu ecnebiler anlamazki.

İlerde gözüm eski dostlarımın dükkanlarına ilişiyor heyecanla park ediyorum arabamı Ticaret Odasının önüne. Kontağı kaptığım
gibi atıyorum kendimi dükkana. Elinde paraşüte benzer bir şeyle pilot kılıklı bir genc adam karsılıyor beni, hemen ardından da dostum Rıza'yı görüyorum.
Kucaklaşıyoruz hasretle ve hal hatır sohbete koyuluyoruz ta ki o sesi duyana kadar
- Baba ben Sivri'ye gidiyorum yamaç paraşütüne!
Rıza sevinçten oğlu ile tanıştırmayı unuttuğunu söylüyor ve tanıştırıyor. Sonra başlıyor anlatmaya...
Gözlerim doluyor dinliyor ama duymuyorum söylediklerini...

 

Birden kendime geliyorum bütün perdeler kapanıyor.Şimdi soruyorum kendi kendime hayallerimin gercek olması için 50 sene beklememiz mi lazım ?

E-Posta: hasan@bozkir.com
Tel: 0554 734 51 00